Nick Brauns etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nick Brauns etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2010 Cumartesi

NASYONAL-DEMOKRATLAR, “DAYANIŞMA’YA HAYIR” DER

DR. MEHMET ŞEKEROĞLU'NA AÇIK MEKTUP: NASYONAL-DEMOKRATLAR, “DAYANIŞMA’YA HAYIR” DER
08:48 20 Şubat 2010


Tekel direnişinin 6. haftasında, uluslararası dayanışma çağrıları çerçevesinde 14-17 Ocak tarihlerinde Ankara'ya gittim. Ankara'dan Junge Welt (JW) gazetesine bir haber yaptım.

Almanya'da yaşayan‚ eğitimci-yazar’ M. Şekeroğlu çeşitli internet sitesi ve gazetelerde TEKEL direnişiyle ilgili çıkan bir yazımı konu ederek hakkımda saldırgan ve ölçüsüz bir yazı yayınladı.
Şekeroğlu benim Alman emperyalizminin ajanı olduğumu ve bu ziyaretim için para aldığımı ileri sürdü. Bu meynetsiz bir iddia ve tam bir küstahlıktır! Ben EFFAT, Ver.di, NGG ve IG-Metal'den sendikacıların oluşturduğu delegasyona devetle katıldım. Tek Gıda İş sendikasının misafiri oldum, masraflarımı Almanya Gıda Sendikası NGG Dortmund Şubesi karşıladı.

Dahası Şekeroğlu, ben gazetecilik anlayışımla sadece sizin düşmanlığınızı kazanmadım. Emek, demokrasi, barış ve sosyal adalete en az sizin kadar düşmanca yaklaşan ve benim Ortadoğu haberlerimden en az sizin kadar rahatsız olan, Almanya emperyalist politikalarının uygulayıcısı olan Savunma Bakanı tarafından federal parlemento kürsüsünden taciz edilmiş ve susuturulması istenmiş bir gazeteciyim.
TEKEL'de 12.000 işçi ve onbinlerce tütün üreticisi köylüyü etkileyen girişimin, AB giriş süreci yaptırımları olduğunu ve onbinlerce emekçinin özelleştirme ve neo-liberal politikalara kurban edildiğini, özelleştirmelerde ne üretici ne de işçilerin sosyal güvencelerinin ve istihdam sorunlarının konu edilmediğini ve Ankara hükümetinin siyasi teşeronluk yaptığını, Ankara'da söyledim. Tekellerin Avrupası'nın faturalarının emekçilere ödetildiğini belirttim. Ayrıca tekellerin, bankaların ve piyasanın Avrupası'na karşı çıkılması ve ortak mücadele edilmesi gerektiğine vurgu yaptım.

Beni Bertolt Brecht’i tahrif etmekle itham ediyorsunuz. Hayır ben hiçbir şeye dokunmadım. Siz kör milliyetçilik ve lobicilik yapmak yerine, yüzünüzü Ankara'ya çevirseydiniz; Brecht’in dizelerinin ünlü şairiniz A. Kadir’in tercümesiyle, hak arayan demokratların, sendikacıların, işçilerin ve Kürtlerin dillerinde, en az şiirin kendisi kadar müthiş ve coşkulu bir melodiye dönüştüğünü ve Ankara sokaklarını çınlattığını duyabilirdiniz:
‘Kurtuluş yok tek başına yumruktan ve zincirden!
Ya hep beraber! Ya hiç birimiz!’

Elbette bu, Alman işçi edebiyatının ve sosyalistlerinin gurur tablosu. Ve yaşasaydı Brecht'i sevindirecek bir durumdur. Tıpkı Nazım’ın, Alman işçi kültürüne girmesinin Türkiye sosyalistlerini mutlu ettiği gibi.
Derdimin TEKEL olmadığını iddia etmekte ve dayanışmayı küçümsemekte ve karşı çıkmaktasınız. Tesadüfen ‘N. Brauns ismine rastlamışsınız’(!) Torpilli dokrora çalışmanız gibi amatör ve gülünç. İyi bir araştırmacı olsaydınız görürdünüz. Ben AB'nin pek çok politikasına karşı sürekli yazıyorum. Aralık ayından beri de Ankara'da verilen bu mücadele hakkında defalarca haber yaptık. Hatta son dönemlerde günlük haberler yapmaktayız. Bu yayın politikamız, TEKEL işçilerinin sesinin Almanya'ya taşınmasına katkı sağladı. Almanya'da TEKEL ile ilgili JW, sendikalar ve sosyalist basın dışında haber veren maalesef hala yok. Yani AB’nin tekelci basını bir sosyal harekete dönüşmüş, bu görkemli işçi savaşımına sansür uyguluyor, sessizliğe boğmak istiyor. Bu durumdan siz de çok mutlu olmalısınız. Yoksa onları eleştirir ya da TEKEL işçilerini destekleyen dayanışma haberleri yazardınız. Kaldı ki, Almanya'daki Türk gazeteleri, yani kendi basınınız da dayanışma eylemlerinden, sendika ve işyerlerindeki toplantılardan satır bahsetmiyor. Alın AB ajanlığı ve sefil uşaklığın siyasi zemini ve ‘Murtazaların’ çıkarbirliği. Anti emperyalist söyleminizin arkasında anti-kapitalist ve anti-sömürgeci bir tutum yatmıyor. Modern zamanların nasyonal-demokratlarının sınıf dayanışmasına karşı olmasının sebebi de budur.

Kürt meselesi ve sınıf hareketi konusunda övgüyle bahsettiğim gelişmeleri ‘iç işlere emperyal müdahale’ olarak değerlendiriyor ve Alman tarihi ve Hitler faşizmine sosyolojiden uzak ve populist göndermeler yaparak, beni Nazi potitikası izlemekle itham ediyorsunuz.
Siz ‘eğitimci’siniz. Almanya'da Türkçe'nin ders olması ve anadilde eğitim için mücadele ediyorsunuz. Peki Diyarbakır'da açılan anadil kurslarına ne diyorsunuz? Şiddet kullanarak bu kursları yasaklayan, kursun açıcısı olan sendikacıları cezalandırmaya çalışan anlayışa niçin destek veriyorsunuz? Demokrasinin temel değerleri ülkelere ve uluslara göre farklı mı şekilleniyor?
Ve Makyavilistlik her pahasına, hatta şovenizme tutunarak, hem Diyarbakır'da hem de Hannover'deki okullarda da ‘hepimizin Türk olduğu’ ve hepimizin ‘ne mutlu Türküm diyene’ demesi gerektiğini savunmak değil midir.
Türkiye'de Kürtler ve Kürt sorunu yok mu? Yıllardır ana gündem değil mi? Türk devletinin yıllardır sürdürdüğü savaşın, köy boşaltmaların ve yaşanan göçün etkilerinin, metropollerde önce güvencesiz işletmelere, giderek de sanayi işkollarında işçi sınıfı ve sendikalara yansıdığını ve ‘Türk işçi hareketini’ Kürtleştirdiğini kabul etmiyor ve bunun bir zenginlik ve ilerleme olduğundan yola çıkan yaklaşımı aşağılamaya çalışıyorsunuz?
Hitler faşizmi ve onun davasının bugünkü sürdürücüleri işçi sınıfı hareketinin ulusal olduğunu savunur. Oysa işçilerin mücadelesi ulusal farklılıkları reddeden tahakkümcü ve şovenist bir hareket değildir. Farkları ve çokkültürlülüğü kabul eden, onu tanıyan, zenginlik sayan ve eşitliği savunan, dayanışma prensibi üzerinde yükselen enternasyonalist bir harekettir.
Ve siz sayın Şekeroğlu, bu aptalca ve ırkçı karşı çıkışınızla, ülke çapında ve tüm dünyada itibar ve güvenilirliğini giderek kaybeden AKP hükümeti ve Başbakan Erdoğan’a ve AB'nin neo-liberal politikalarına karşı gelişen birleşik mücadeleyi bölme işlevi görüyorsunuz. Erdoğan sizi tanıyor mu bilmiyorum, ama sizi tanımaktan çok memnun kalacaktır.

Gazete haberimi, NSDAP ve emperyalist savaş suçuyla birleştirerek ithamda bulunuyorsunuz. Tarihimiz sadece faşizmin, militarizmin ve savaşın kirlettiği, başka halkları ve düşünceleri yok sayan, onları baskı altına alan, toplu mezarlara götüren kanlı dönemden ibaret değil. Keza, faşizme karşı hayatlarını ortaya koyan onbinlerce komünistin, sosyal demokratın, sendikacı ve din adamının açık ve gizli, barışçıl ve silahlı mücadelelerine de tanıktır. Son noktada ise, İspanya İç Savaşı'na, Paris Direnişi'ne ve Kızıl Ordu'ya katılarak Hitler faşizmine karşı savaşan yoldaşlarımız, demokratlarımız ve sendikacılarımız var. Biz onların mirasçısıyız.
Bu konuda şahsıma yönelik kirli iddianızı, anti-faşist yazılar ve araştırmalarımdan dolayı Naziler tarafından tehdit ve takip edilen, Solingen katliamını protesto için Münih'te onbinlerce kişilik protesto eyleminin düzenleyicilerinden biri olarak size ithaf ediyorum.
Ve yazımı gene B. Brechtin ‘Dayanışma’ şiiri ile noktalıyorum.

Siyah, beyaz,
kahverengi, sarışın!
bırakın boğazlamayı birbirinizi
Halkları konuşun
göreceksiniz!
Nasıl birleştiğinizi.
İleri bakın ve unutmayın
Gücünüzün nerden geldiğini
Tokken ve açken
Varlıkta ve yoklukta
İleri bakın ve
'dayanışma’yı unutmayın

DR NICK BRAUN

13 Şubat 2010 Cumartesi

Deutschland und der TEKEL Kampf

Nick Brauns, Journalist und Aktivisit des Berliner TEKEL Komitees

1)Was macht das TEKEL Komitee in Berlin?

Das Berliner Solidaritätskomitee mit dem Tekel-Streik wurde von über einem Dutzend sozialistischer und antifaschistischer Organisationen und Parteien, migrantischer Vereine und Kulturorganisationen gebildet. Ihm gehören auch eine Reihe gewerkschaftlicher Aktivisten und Vertrauensleute an und mehrere Abgeordnete der Partei DIE LINKE aus dem Bundestag und dem Berliner Landtag unterstützten unsere Arbeit. Wir haben bislang zwei Kundgebungen mit jeweils 120 bis 150 Teilnehmern in Berlin-Kreuzberg, einem Stadtteil mit einer großen türkisch-kurdischen Migration, durchgeführt. Eine dritte Kundgebung ist für den nächsten Mittwoch geplant. Auf den Kundgebungen haben unter anderem Teilnehmer von Solidaritätsdelegationen zu den Tekel-Arbeitern in Ankara von ihren Erfahrungen berichtet und es wurden Filme vom Tekel-Kampf gezeigt. Wir haben zehntausende Flugblätter verteilt u.a. vor Berliner Großbetrieben und auf einer Kundgebung der Gewerkschaft ver.di zur laufenden Tarifrunde im öffentlichen Dienst. So wollen wir die Kolleginnen und Kollegen über den Tekel-Kampf informieren, sie zur Teilnahme an unseren Solidaritätsaktionen aufrufen und Geld für den Streikfonds der Tekel-Arbeiter sammeln. Als nächstes planen wir, auf einem großen Platz in Berlin ein Zelt ähnlich wie die Zelte der Tekel-Arbeiter vor der Türk-Is-Zentrale aufzubauen. Bei so einer Dauermahnwache wollen wir auch Filme über den Tekel-Kampf zeigen.

2)Warum ist der TEKEL Kampf in Deutschland wichtig?

Der Tekel-Kampf ist Teil des europa- und weltweiten Kampfes gegen den Neoliberalismus. Die Tekel-Privatisierung ist auch eine Folge der EU-Politik, die dies von der Türkei als Beitrittskriterium verlangt. Mit dem Vertrag von Lissabon ist der Neoliberalismus quasi zum europäischen Verfassungsgrundsatz erklärt worden. Hier in Deutschland wurde vor fünf Jahren Hartz IV für Arbeitslose eingeführt. Das ist ein Status, in dem Arbeiter zu sogenannten 1-Euro-Jobs gezwungen werden können. Der 4/c-Status, den die Regierung den Tekel-Arbeitern geben will, ist das türkische Gegenstück zu Hartz IV. In beiden Fällen geht es darum, einen Niedriglohsektor aus fast rechtlosen Arbeitssklaven zu bilden, um damit die Löhne insgesamt bis ans Existenzminimum zu drücken. Die Tekel-Arbeiter zeigen uns, wie sich dagegen Widerstand organisieren lässt. In Deutschland sind politische Streiks, Solidaritätsstreiks und Generalstreiks ebenso wie in der Türkei verboten. Aber während hier die Linkspartei im Parlament um das Recht auf Generalstreik bettelt, nimmt sich die türkische Arbeiterbewegung trotz der Drohungen durch die Regierung einfach dieses Recht. Davon können wir in Deutschland lernen. Wir müssen lernen, mit unserer Regierung auch türkisch und kurdisch zu sprechen!

3)Wie wird die Haltung von AKP Regierung gegen TEKEL Arbeiter in Deutschland bewertet?

Die allermeisten Menschen wissen überhaupt nichts vom Tekel-Kampf, weil bis heute außer der sozialistischen Presse keine der großen Tageszeitungen darüber berichtet hat. Hier halten die Menschen Erdogan für einen demokratischen Reformer, weil er in der Presse so präsentiert wird. Aber diejenigen, die wir mit unseren Flugblättern und den Artikeln in der sozialistischen Presse erreichen, sind alle empört über die Arbeiterfeindliche und undemokratische Politik der AKP-Regierung. Jeder, dem wir davon erzählen, ist spontan solidarisch mit den Tekel-Kollegen.


Helga Scmid, Gewerkschafterin und Aktvistin des Münchener TEKEL Komitees

1)Was macht das TEKEL Komitee in München

Zunächst muss man sagen, dass das Münchner Komitee zur Unterstützung des Kampfes der Arbeiter/innen bei TEKEL, in der verschiedene linke Organisationen und aktive Gewerkschafter/innen zusammenarbeiten, ein kleines Bündnis ist und von daher in seinen Einfluss- und Aktionsmöglichkeiten eingeschränkt ist. Es hat sich zum einen zum Ziel gesetzt, den Kampf der TEKEL-Arbeiter und den Kampf der türkischen Arbeiterklasse gegen die AKP-Regierung in München bekannt zu machen. Bisher berichtet ja nur die Junge Welt, eine linke Tageszeitung, über deren Kampf. Dafür soll es Ende Februar eine Informations- und Solidaritätsveranstaltung geben.
Auf der anderen Seite versucht das Komitee konkrete Solidaritätsaktionen durchzuführen - so hat das Komitee eine kleinere Kundgebung vor dem türkischen Konsulat veranstaltet - und diverse Gewerkschaftsgliederungen aus IG-Metall und ver.di zu Stellungnahmen zu bewegen – wie Solidaritätserklärungen, Spenden zur Unterstützung des Kampfes und Teilnahme an einer internationalen Gewerkschaftsdelegation.

2)Welche Erfahrung der Arbeiterklasse in Europa ist für TEKEL Kampf relevant?

Ich denke wir haben hier – gerade in Deutschland – schon zu oft die Erfahrung gemacht, dass die Gewerkschaftsverantwortlichen allzuoft bereit sind, statt die volle Kampfkraft der Arbeiterklasse zu entfalten, um die Forderungen durchzusetzen – es sei nur mal wieder auf den Tarifverhandlungen im öffentlichen Dienst verwiesen, der derzeit in Deutschland läuft – lieber faule Kompromisse mit den Unternehmern eingeht, um den Standort Deutschland nicht zu gefährden!
Was die Entschlossenheit der türkischen Kollegen/innen von TEKEL erreicht hat, dass nämlich alle Gewerkschaftsorganisationen – auch eher konservativ ausgerichtete Gewerkschaftsströmungen – gemeinsam zu einem Aktionstag, d.h. zu einem politischen Massenstreik gegen die Regierung aufgerufen haben, davon sind wir hier in Deutschland weit entfernt. Trotzdem möchte ich Euch sagen, seit auf der Hut, vertraut nicht zu sehr auf die Gewerkschaftsverantwortlichen, die Euch einreden wollen, dass der Kampf nun zu Ende sei! Um den Kampf erfolgreich weiterführen zu können, ist es notwendig, dass Ihr eigene Strukturen aufbaut, mit dem ihr den Kampf unter Eurer eigenen Kontrolle weiterfortführen könnt, wie Streikkomitees lokal, regional und national koordiniert.

3)Was ist für Sie die Perspektive der internationalen Solidarität zwischen Arbeiterklasse in der Türkei und Deutschland?

Ich denke das betrifft verschiedene Ebenen:
Zum ersten: Wie oben schon angedeutet hat der Kampf der türkischen Arbeiter/innen die Führungen aller Gewerkschaften – ob eher staatstragend oder kämpferisch – dazu gezwungen gemeinsam einen politischen Massenstreik zu organisieren, von dem wir in Deutschland nur träumen können! Aber das zeigt uns gerade hier in Deutschland, dass es möglich ist, gegen Privatisierung und Verschlechterungen der Arbeits- und Lebensbedingungen, allgemein gesprochen gegen die Abwälzung der Krisenlasten auf dem Rücken der Arbeiterklasse und der gesamten lohnabhängig Beschäftigten, zu handeln und die Gewerkschaften in die Einheitsfront gegen die Regierung und Kapitalisten zu zwingen. Von daher ist es sehr wichtig als ersten Schritt, dass über diesen Kampf in Deutschland informiert wird.
Zum anderen: Gleichzeitig wissen wir ja alle, dass in Zeiten der sog. Globalisierung, die Unternehmen ihre Produktion in sogenannte Billiglohnländer verlagern, um in der Jagd um neue Profite, günstiger produzieren zu können und sich damit einen Konkurrenzvorteil zu sichern. Was wiederum dazu führt, dass auf die Arbeitsbedingungen in ihren jeweiligen Standorten, sei es in Deutschland oder sonstwo in Europa, Druck ausgeübt wird. Insofern sehe ich das als einen Kampf gegen den gemeinsamen Gegner, das Kapital. Wir werden nur weiterkommen, wenn wir – die lohnabhängig Beschäftigten - uns über die nationalen Grenzen hinweg, solidarisieren und gemeinsam handeln. Begrüßenswert wäre es von daher, wenn dies dazu führen würde, dass wir über die Grenzen hinweg, gemeinsame Strukturen aufbauen könnten, in denen wir unsere Erfahrungen austauschen, uns gegenseitig beraten und gemeinsame Aktionen besprechen könnten – durchaus auch mit der Perspektive, ob es nicht notwendig ist über ein anderes Gesellschaftssystem nachzudenken, das ohne Profit und Ausbeutung des Menschen durch den Menschen auskommt.

Wir sammeln auch Spenden für die Streikkasse der Tekel-Arbeiter und wir fordern die Kollegen auf, Solidaritätsbotschaften an die Gewerkschaft Tekgida-Is und Protestfaxe an den türkischen Ministerpräsidenten zu schicken.


Interview: Suphi Toprak

Tekel işçileriyle dayanışma

Tekel işçilerinin direnişi dünya çapında yankılanıyor. Almanya’daki dayanışma faaliyetleri içinde yer alan Suphi Toprak, Berlin Tekel İşçileriyle Dayanışma Komitesi üyesi, gazeteci Nick Brauns ve Münih Tekel İşçileri ile Dayanışma Komitesi üyesi, sendikacı Helge Schmid ile Sendika.Org için bir söyleşi yaptı.

4C BURADAKİ HARTZ 4’ÜN TÜRKÇESİDİR
(Nick Brauns, gazeteci, Berlin Tekel İşçileriyle Dayanışma Komitesi üyesi)


Berlin Tekel İşçileriyle Dayanışma Komitesi nasıl oluşturuldu, bugüne kadar neler yaptı?

Nick Brauns: Berlin Tekel Grevi ile Dayanışma komitesi bir düzineden fazla sosyalist, antifaşist örgütler ve partiler, göçmen dernekleri ve kültür örgütleri tarafından kuruldu. Buna dahil olan sendika aktivistleri, işçi temsilcileri ve Almanya Meclisi ile Berlin Eyalet Meclisi üyesi birçok sol parti milletvekili bizim çalışmalarımızı destekliyor.

Şimdiye kadar iki defa, Türk ve Kürt göçmenlerin yoğunlukla yaşadığı Berlin-Kreuzberg’de 120 ile 150 kişinin katılımıyla gösteriler yaptık. Üçüncü gösterimizi gelecek Çarşamba için planladık. Ankara’ya giden dayanışma delegasyonunun üyeleri bu gösterilerde konuştu, Tekel mücadelesiyle ilgili filmler gösterdik. Berlindeki büyük fabrikaların önünde ve kamu çalışanlarının toplu iş sözleşmelerinin yürüten Ver.di sendikasının bir mitinginde on binlerce bildiri dağıttık. Bu şekilde iş arkadaşlarını Tekel mücadelesi hakkında bilgilendirmek, dayanışma etkinliklerimize katmak ve Tekel işçilerinin grev kasası için bağış toplamak istiyoruz.

Ayrıca iş arkadaşlarımıza Tek Gıda-İş’e dayanışma metinleri, Türk başbakanına da protesto metinleri yazmalarını söylüyoruz. Bir sonraki planımız, tıpkı Ankara’daki Türk-İş merkezi önündeki gibi Berlin’deki merkezi büyük bir meydanda çadır kurmak. Çadırda Tekel mücadelesi üzerine filmleri göstereceğiz ve sürekli bir şekilde çeşitli etkinliklerle orada bulunacagız.

Tekel mücadelesinin Almanya için önemi nedir? Neden bu kadar önemsiyorsunuz?

Tekel mücadelesi dünya ve Avrupa çapında neoliberalizme karşı yürütülen mücadelenin bir parçasıdır. Tekel’in özelleştirilmesi Türkiye'nin üye olmak için kabul ettiği AB politikalarının bir sonucudur. Lizbon antlaşmasıyla neoliberalizm Avrupa Anayasası’nın temeli oldu. Bundan 5 yıl önce işşizler için Hartz 4 yürülüğe konuldu. Bu işçilerlere 1 avroya çalışma zorunluluğu getirdi. Hükümetin Tekel işçilerine dayatmaya çalıştığı 4C buradaki Hartz 4’ün Türkçesidir. Her iki durumda da düşük ücretli sektörlerden hiçbir hakkı olmadan çalışan iş köleleri yaratmaya, böylelikle maaşları yaşam sınırına kadar düşürmeye çalışıyorlar.

Tekel işçileri bize direniş nasıl örgütlenir gösteriyorlar. Almanya'da da siyasal grevler, dayanışma grevleri ve genel grev Türkiye'deki gibi yasak. Ama Parlamento'da sol parti genel grev hakkı için yalvarırken, Türk hükümetinin tehditlerine rağmen Türk işçi sınıfı bu hakkını kendi gücüyle elde ediyor. Biz Almanya'da bu durumdan öğrenebiliriz. Kendi hükümetimizle Türkçe ve Kürtçe konuşmayı ögrenmemiz gerekli!

AKP hükümetin tavrı Almanya'da nasıl değerlendiriliyor?

Çoğunluk Tekel mücadelesinden bihaber, çünkü sosyalist basın dışında medyanın büyük gazeteleri bundan bahsetmiyor. Buradaki insanlar Erdoğan’ı bir demokratik reformist olarak değerlendiriyor, çünkü basında böyle gösteriliyor. Ama bildirilerimizle ya da sosyalist basındaki makalelerimizle kendimizi anlatabildiğimiz insanlar, AKP hükümetinin işçi düşmanı ve antidemokratik siyasetinden epeyce rahatsız. Olanları anlattığımız herkes, anında Tekel işçileriyle dayanıştığını söylüyor.

Bize Münih Tekel İşçileriyle Dayanışma Komitesi’ni kısaca tanıtır mısınız?

Helge Schmid: İlk önce belirtmek gerekir ki, Tekel işçilerinin mücadelesine destek veren Münih Komitesi, çeşitli sol örgütlerin ve aktif sendikacıların bir araya gelmesiyle oluşan küçük bir komite ve eylem ve etki alanı kısıtlı. Hedef olarak kendine Münih'te, TEKEL işçilerinin AKP hükümetine karşı mücadelesini tanıtmayı belirledi. Şimdiye kadar sadece sol bir gazete olan Junge Welt gazetesi bu mücadele hakkında yazıyor.

Biz şubat ayının sonunda, bir bilgilendirme ve dayanışma etkinliği düzenlemek istiyoruz. Diğer taraftan komite somut dayanışma etkinliği düzenlemeli. Türk konsolosluğu önünde bir küçük gösteri düzenledi ve IG Metal ve Ver.di gibi sendikaların bu konuyla ilgili açıklama yapması, Tekel mücadelesini desteklenmesi ve bağış yapmaları için mücadele verdi.

Avrupa’da işçi sınıfının Tekel mücadelesi için önem taşıyan bir deneyimi var mı?

Biz burada yani Almanya'da birçok sefer şu deneyimi yaşadık; taleplerin gerçekleştirilmesi için işçi sınıfının tüm mücadele gücünün kullanılması yerine sendika sorumlularının antlaşmaya hazır olmaları. Şu an Almanya'da yürütülen kamu çalışanlarının toplu iş görüşmelerine dikkat çekmek gerekli diye düşünüyorum. ‘Almanya'nın milli çıkarlarına zarar vermemek’ gerekçesiyle anlaşılıyor.

Tekel'deki Türk işçilerinin kararlıkları ile ulaştıkları durum, tüm sendikalarla, muhafazakar sendikalar da dahil, bunlarla birlikte ortak bir eylem günü yapılması, yani aslında siyasal bir grev durumuna biz Almanya'da epey uzağız. Buna rağmen şunu diyebilirim. Dikkatli olun, sendika yöneticilerine güvenmeyin, onlar size bu mücadelenin bittiğini söyleyecekler! Mücadeleyi başarıyla devam ettirmek için, kendi yapılanmanızı kurmanız gerekli. Bu yapılanma ile mücadeleyi kontrol altına alabilirsiniz. Tıpkı yerel, bölgesel ve ülke çapında grev komiteleri aracığıyla koordine edilmesi için mücadele verilmesi gibi.

Türk ve Alman işçi sınıfı arasında enternasyonal dayanışmasının perspektifi nedir sizce?

Bu birkaç değişik noktadan bakmak gerekli. Birincisi, yukarıda değinildiği gibi, Türk işçi sınıfının ister hükümet yanlısı ister mücadeleci sendikaların hepsini birlikte siyasal bir grev için hareket geçirilmesi durumunu Almanya'da ancak hayal edebiliriz! Aslında bu da bize Almanya'dakilere özeleştirmelere, çalışma ve yaşam şartlarının kötüleştirilmesine, genel olarak söylersek, krizin yüklerini işçi sınıfının ve çalışan tüm kesimlerin boynuna yüklenmesine karşı mücadele etmenin mümkün olduğunu göstermektedir. İşçilerin sendikaları hükümete karşı birleşik işçi cephesine zorlamasıyla oluşan bir durumu görüyoruz. Bu yüzden ilk olarak bu mücadelenin Almanya'da gündeme taşınması önemlidir.

Diğer bir taraftansa biliyoruz ki küreselleşme denilen bu zamanlarda, şirketler kendi üretimini ucuz iş gücünün olduğu ülkelere götürmektedir. Çünkü yeni kârları yakalayabilmek, daha ucuza üretebilmek ve rakiplerine karşı bir avantaj etmek istiyorlar. Bunun sonucu olarak da Almanya'da ve Avrupa'daki çalışma şartları kötüleştiriliyor.

Ben burada ortak bir düşmana, yani sermaye sınıfına karşı bir mücadele görüyorum. Biz işçiler, maaşlı çalışanlar ulusal sınırları aşararak dayanışmalı ve ortak hareket etmeliyiz. Bu mücadele sonucunda sınırları aşarak, tecrübelerimizi paylaşabilceğimiz, karşılıklı olarak birbirimize danışacağımız, ortak eylemleri konuşabilceğimiz ortak yapıların ortaya çıkması durumu epey faydalı bir sonuç olur. Bunların içinde kâr mekanizmaların olmadığı, insanın insan tarafından sömürülmediği bir toplumsal düzen üzerine tartışmaları da yürütmek, böylesi perspektif geliştirmek gerekli.

[Bu söyleşi Suphi Toprak tarafından Almanca olarak gerçekleştirilmiş, yine Toprak tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir]